19 Ocak 2013 Cumartesi

Hz. EBU BEKİR

HZ. EBU BEKİR’İN HAYATI

BABA TARAFI SOY ŞECERESİ
ANNE TARAFI SOY ŞECERESİ
1. Ka’b


1. Kaab


2. Oğlu Mürre


2. Oğlu Mürre


3. Oğlu Teym


3. Oğlu Teym


4. Oğlu Sa’d


4. Oğlu Sa’d


5. Oğlu Ka’b


5. Oğlu Ka’b


6. Oğlu Amr


6. Oğlu Amr


7. Oğlu Amir


7. Sahr


8. Oğlu Ebu Kuhafe


8. Kızı Selmi veya  Ümmül Hayr

9. Oğlu Ebu Bekir
H.13
M.634
9. Oğlu
Hz. Ebu Bekir
H. 13
M. 634

Ebu Bekr Abdullah bin Ebi Kuhafe Osman bin Amir el-Kureşi et-Teymi: Fil Vak’ası’ndan üç yıl önce Mekke’de doğdu. Müslüman olmadan önce ismi Kaab olup, müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber(s.a.v.) ismini değiştirerek ona Abdullah ismini koymuştur.

Kendisi Hz. Muhammed(s.a.v.)’in  her söylediği sözü tasdik ettiği için Sıddık lakabını almıştır. Annesi Ümmü’l Hayr Selam bint Sahr, Mekke döneminde Hz. Peygamber(s.a.v.)’in Erkam bin Ebü’l-Erkam’ın evinde bulunduğu sırada İslamiyet’i kabul etti. Babası Ebu Kuhafe, Mekke’nin alınmasından hemen önce oğlu Ebu Bekir Hz.lerinin aracılıyla müslüman oldu.

Mensup olduğu Teym kabilesinin soyu Hz. Peygamber(s.a.v.)’in dedesi Mürre bin Ka’b’da birleşir. Hz. Ebu Bekir Hz. Muhammed(s.a.v.)’den iki veya üç yaş küçüktür. Cahiliyye Döneminde Hz. Ebu Bekir elbise ve kumaş ticareti ile meşgul olurdu. Ticaret için gittiği Şam seyahatlerinde rahip Bahira, rahip Nestura ve Yemen’deki Ezdli bilginlerle görüşmüş ve İncil’de belirtilen son ahir zaman peygamberinin yakın zamanda geleceğini onlardan öğrenmişti.

Hz. Muhammed(s.a.v.) peygamberliğini ilan edince O’na iman eden ilk erkeklerdendir. Hz. Peygamber(s.a.v.) İslamiyet’i gizlice yaydığı sıralarda Hz. Ebu Bekir Kureyş’in ileri gelenlerinden biri olduğu için bir çok kimse onun vasıtasıyla müslüman olmuştur. Hz. Ebu Bekir Mekke Döneminde Kureyşli müşriklerin ellerinde ağır işkencelere maruz kalan müslüman kölelerle, yabancı erkek, kadın, zayıf ve güçsüz bir çok kişiyi efendilerine büyük paralar ödeyerek satın alıp onları azat etmiştir. Bunlardan birisi de Bilal-i Habeşi’dir. Hz. Peygamber(s.a.v.) Mekke’ye gelen insanlara İslamiyet’e davet ederken ensab ilmini iyi bilen Hz. Ebu Bekir daima yanında bulunur ve kendisine yardımcı olurdu.

Müslümanlar Medine’ye hicret etmeye başlayınca Hz. Ebu Bekir’de hicret için Hz. Peygamber(s.a.v.)’den izin istedi. Hz. Peygamber(s.a.v.) ona acele etmemesini, Allah’ın kendisine bir yol arkadaşı bulacağını söyleyince Hz. Peygamber(s.a.v) ile birlikte hicret etme şerefine nail olacağını anlayarak hazırlık yapmaya başladı. Bu görüşmeden dört ay kadar sonra Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber(s.a.v.)’i öldürmeye karar verince Hz. Muhammed(s.a.v) Hz. Ebu Bekir’in evine gelerek Medine’ye hicret edecekerini söyledi. O gece müşrikler tarafından evi kuşatılan Hz. Peygamber(s.a.v) yatağına Hz. Ali’yi yatırarak Hz. Ebu Bekir’le birlikte Sevr mağarasına doğru hareket ettiler.

Hz. Peygamber(s.a.v) kendilerini takip eden müşriklerin mağaranın ağızına kadar gelmesi üzerine korku ve endişeye kapılan Hz. Ebu Bekir’i teselli ederek müşriklerin kendilerine bir zarar veremeyeceklerini söyledi. Daha sonraları nazil olan ve Hz. Ebu Bekir’in üzüntüsünü dile getiren ayet-i kerimede Hz. Peygamber(s.a.v) onu “Üzülme, Allah bizimledir” (Tevbe 9/40) diye teselli ettiği belirtilmektedir. Mekke döneminde Hz. Peygamber Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer arasında kardeşlik bağı kurmuştur. Medine’de ise evinde misafir kaldığı Harice bin Zeyd arasında kardeşlik bağı kuruldu. Harice bin Zeyd’in servetini kendisiyle paylaşma teklifini kabul etmeyerek hicret ederken yanına aldığı 5000 dirhemle Medine’de ticarete başladı.

Oğlu Abdullah’a mektup yazarak Mekke’de kalan ailesini Medine’ye getirmek istedi. Bunun üzerine Abdullah’da kız kardeşleri Esma ve Aişe ile annesi Ümmü Rüman, Hz. Peygamber’in hanımı Sevde ile kızları Fatma ve Ümmü Gülsüm ile birlikte Medine’ye hicret ettiler. Hz. Ebu Bekir Hz. Peygamber(s.av.)’in mescid yapımı için uygun gördüğü arsayı satın aldı. Medine’de katıldığı seriyyeler ve hac emiri olduğu zamanlar dışında Hz. Peygamber(s.a.v)’in yanından hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber(s.a.v)’in kumandan olduğu bütün savaşlara, Hudeybiye Antlaşması, Umretü’l-Kaza ve Veda haccında bulundu.

Hicretin 11. Yılı Safer ayının son haftasında (Mayıs 632) rahatsızlanan Hz. Peygamber(s.a.v) ashabına yaptığı konuşmada Allah’ın bir kulunu dünya ile kendi yanında olanlardan birisini tercih etmekte serbest bıraktığını, o kulunda Allah’ın yanında olanı tercih ettiğini söylemesi üzerine Hz. Ebu Bekir kastedilen kişinin Hz. Peygamber(s.a.v.) olduğunu anladı ve ağlamaya başladı. Hz. Peygamber(s.a.v.) onun susmasını istedi ve mescide açılan kapılardan Hz. Ebu Bekir’in kapısı hariç tüm kapıların kapatılmasını emretti. Hz. Muhammed(s.a.v.) bunun sebebini açıklarken İslam Din’ine ondan daha faydalı olan bir kimseyi tanımadığını, insanlar arasında bir dost edinecek olsa onu dost edineceğini söyledi. Hz. Peygamber(s.a.v.) namazı kıldıramayacak kadar ağır hasta olunca kendisinin yerine namazı Hz. Ebu Bekir kıldırdı.

Hz. Peygamber(s.a.v.) Pazartesi günü kendisini iyi hissederek sabah namazını kıldıran Hz. Ebu Bekir’in yanında namaza durdu. Hz. Muhammed(s.a.v.)’in iyileşmesine diğer sahabiler gibi çok sevinen Hz. Ebu Bekir Hz. Peygamber(s.a.v.)’den izin alarak uzun süredir uğramadığı evine gitmek için mescidden ayrıldı. Birkaç saat sonra Hz. Peygamber(s.a.v.)’in vefat ettiğini öğrendi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in evine gelerek yüzünü açtı ve alnını öptü ve daha sonra da mescide geçti. Başta Hz. Ömer olmak üzere şaşkınlık içinde bulunan ve Hz. Peygamber’in vefat ettiğine inanmak istemeyen sahabileri ikna eden o meşhur konuşmasını yaptı.

Ensarın Sakifetü Beni Saide’de toplanarak halife seçimi konuşunda görüştüğünü öğrenince Hz. Ömer ile birlikte oraya gitti. Ensar ve Muhacilrlerden birer emir seçilmesini isteyen sahabilerle görüşerek bu görüşün doğru olmadığını İslam birliğini sağlamak için tek bir liderin etrafında toplanmak gerektiğini söyledi. Halife adayı olarak da Hz. Ömer’i ve Ebu Ubeyde bin Cerrah Hz.lerini aday olarak gösterdi.

Fakat sahabiler kendisinin halife olmasını uygun gördüler ve Mescid-i Nebevi’de kendisine biat ettiler. Hz. Ebu Bekir halife olduktan sonra ilk işi Üsame bin Zeyd’in kumandasındaki sefere hazırlanan orduyu göndermek oldu. Hz. Ebu Bekir halifeliğini ilk günlerinde zekat vermeyenlerin, yalancı peygamberlik iddasında bulunanlara ve İslam Devleti’nin birliğine isyan eden kabilelerinin üzerine yürüyerek tekrar İslam Devleti’nin birliğini sağladı.

Hz. Ebu Bekir 13 yılı Cemaziyelahir (Ağustos 634) başlarında hastalanınca sahabilelerle hilafet meselesini iştişare etti ve Hz. Ömer’i yerine bırakarak Hz. Osman’a da bir ahidname yazdırdı. Hz. Ebu Bekir 22 Cemaziyelahir 13 (23 Ağustos 634) tarihinde atmış üç yaşında vefat etti. Vasiyet olarak da Kızı Aişe’ye de vefat edince de maaşının geri kalan kısmını beytülmale iade etmesini ve Hz. Peygamber’in kabrinin yanına defnedilmesini vasiyet etti. Cenazesinin eski elbiseleriyle kefenlenmesini, karısı Esma bint Umeys tarafından yıkanmasını ve oğlu Abdurrahman’ın ona yardım etmesini istedi. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı. Hz. Ömer, Hz. Osman, Talha bin Ubeydullah ve oğlu Abdurrahman tarafından kabri şeriflerine konuldu.  

 Hz. EBU BEKİR’İN HANIMLARI VE ÇOCUKLARI

1. nci Hanımı Ümmü Raman’dan olan Çocukları
ERKEK ÇOCUKLARI
KIZ ÇOCUKLARI
1. Abdurrahman
H. 53
M. 677
1. Ayşe
H. 66
M. 685





       
2.nci Hanımı Abdüluzze (Kuteyle kızı)’den Olan Çocukları
ERKEK ÇOCUKLARI
KIZ ÇOCUKLARI
1. Abdullah
H. 11
M. 632
1. Esma








3.ncü Hanımı Esma (Ümeys kızı)’dan Olan Çocukları
ERKEK ÇOCUKLARI
KIZ ÇOCUKLARI
1. Muhammed (Şehit)
H. 35
M. 655









 4.ncü Hanımı Habibe (Harici kızı)’den Olan Çocukları
ERKEK ÇOCUKLARI
KIZ ÇOCUKLARI



1. Ümmü Gülsüm









Not: Bu bilgiler Seyyid Osman Ustaoğlu tarafından yayınlanan "Geçmişten Günümüze Tarikatlar ve Silsileleri" adlı eserden alınmıştır.

BEDEVİYYE TARİKATI PİRİ HAYATI VE TARİKAT SECERESİ

Şeyh Seyyid Ahmed el-Bedevi: İsmi Ebü’l-Fityan Ahmed bin Ahmed bin ibrahim el-Fasi et-Tantavi el-Bedevi’dir. H. 73 (M.692) yılında Arabistan’da çıkan karışıklıklar üzerine Fas’a göç eden bir aileye mensuptur. Soyu Dokuzuncu İmam Seyyid Muhammed bin Cevad Hz.lerinin oğlu Muhammed’e ulaşır. Babasının ismi ise Ali’dir. H. 596 (M. 1200) yılında Fas’ta doğdu. Yüzünü Afrika bedevileri gibi örttüğü için kendisine “el-Bedevi”, cesur ve atılgan bir genç olduğu için “el-Attab ve Ebü’l-Fityan” denilmiştir.

Şeyh Seyyid Ahmed el-Bedevi Hz. Küçük yaşta ailesiyle birlikte hacca gitti. Mekke’de iken babası vefat etti. Gençlik yıllarında zahiri ilimlerle meşgul oldu. Kur’an-ı Kerim’i ezberledikten sonra kıraat ilmine ilgi duydu ve Kur’an-ı “kıraat-ı seb’a” üzere okumayı öğrendi. Daha sonra fıkıh ilmine ilgi duydu ve Şafii fıhkında derinleşti. M. 1230 yılına doğru manevi hayatında bir takım değişiklikler oldu ve insanlardan uzaklaşarak münzevi bir hayat yaşamaya, konuşmamaya ve isteklerini işaretle anlatmaya başladı. Üç defa üsüste gördüğü bir rüya üzerine Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani ve Şeyh Seyyid Ahmed er-Rıfai Hz.lerinin kabri şeriflerini ziyaret etmek maksadıyla büyük kardeşi Hasan ile birlikte Irak’a gitti. Bu ziyaretinde Hallac-ı Mansur ve Adi bin Müsafir gibi meşhur sufilerinde kabri şeriflerini ziyaret etti. Bu ziyaretler onun manevi hayatının değiştirdi. Irak’tan Mısır’a H. 634 (M. 1236-37) yılında geri döndükten sonra Tanta’ya yerleşti. Burada kendisine kırk yıl hizmet edecek ve ölümünden sonra yerine geçecek olan Abdül’al bin Fakih ile karşılaştı.

Şeyh Şeyyid Ahmed el-Bedevi Hz.leri hayatının geri kalan kısmını Tanta’da geçirdi ve 12 Rebiülevvel 675 (24 Ağustos 1276)’da vefat etti. Kabri şerifleri Tanta’dadır. Şeyh Seyyid Ahmed el-Bedevi Hz.lerinin riyazet hayatının en dikkat çekici tarafı, dama çıkarak (sütuh) saatlerce hareketsiz bir şekilde, gözlerini adeta iki kor parçası haline gelinceye kadar güneşe bakmasıdır. Bedeviyye Tarikatı’nın Sütuhiyye olarak anılmasının bir sebebi de budur. On iki yıl süren riyazet döneminde müridlerini “nazar” ve   “tevevvüh” ile terbiye etmiştir. 

Not: Bu bilgiler Seyyid Osman Ustaoğlu tarafından yayınlanan "Geçmişten Günümüze Tarikatlar ve Silsileleri" adlı eserden alınmıştır.

KADİRİYYE TARİKATI PİRİ HAYATI VE TARİKAT SECERESİ

Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani: Tam adı Muhyiddin Ebu Muhammed Abdülkadir bin Ebi Salih Musa ez-Zahid el-Geylani el-Hanbeli olup H.470 M.1077 yılında Hazar denizinin güney batısındaki Gilan eyalet merkezine bağlı Neyf köyünde doğdu. Bizde “Geylani” olarak kullanılan nispet Arapça’da “el-Cili, el-Cilani”, Farsça’da “Gili, Gilani” şeklinde kullanılır.  Bu farklılıklar Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.lerinin doğum yeri olan Geylan’ın değişik tarzlarda teleffuzundan ve kullanımından ileri gelmektedir. Babası Ebu Salih Musa Cengi-dost’un dindar bir kişiliğe sahip olduğu ve sıfatına bakılırsa savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdiği bilinmekteysede muhtemelen Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri on sekiz yaşına gelmeden ölmüştür. Annesi ise Ümmü’l-hayr Emetü’l-Cebbar Fatıma bintü Ebi Abdillah es-Savmai’dir. Kaynaklarda annesinin saliha ve keramet sahibi bir kadın olduğu zikredilir. Anne tarafından dedesi olan Ebu Abdillah es-Savmai ise Geylan’ın önemli meşayıhındandır. Şeyh Seyyid Abdükadir Geylani Hz.leri baba tarafından şerif, anne tarafından seyyid olup, iki koldan da soyu Hz. Ali’ye ulaşır.

Küçük yaşlarında babasını kaybeden Şeyh Seyyid Abdülkadir-i Geylani Hz.leri annesinin yanında ve dedesi Savmai’nin himayesinde büyüdü. Kendisi on yaşında mektebe gidip gelirken melekler tarafından korunduğuna inanırdı. Bütün gayesi tahsiline devrinin en önemli ilim ve kültür merkezi olan Bağdat’ta devam etmekti. On sekiz yaşına gelince annesinden izin alarak H.489 M.1095 yılında bir kafileye katılarak Bağdat’ta gitti.

Burada Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri ilim tahsiline başladı. Fıkıh ve Akaid ilmindeki hocaları şunlardır: 1) Ebu’l-Hattab Mahfuz bin Ahmed bin el-Hasan bin ahmed el-Kelvazani (H.510-M.1116) 2) El-Kadi Ebu Sa’d el-Mübarek bin Ali bin el-Hüseyin el-Muharrimi el-Bağdadi (H.513 M.1119) 3) Ebu’l-Vefa Ali bin Ukayl bin Muhammed bin Ukayl bin Abdillah el-Bağdadi ez-Zaferi el-Hanbeli (H.513 M.1119). 4) Ebu’l-Hüseyin  Muhammed bin el-Kadi el-Kebir Ebi Ya’la Muhammed bin el-Hüseyin bin halef bin el-Ferra el-Hanbeli el-Bağdadi (H.526 M.1131).

Hadis ilmindeki hocaları: 1) Ebu’l-Hüseyin el-mübarek bin Abdilcebbar bin Ahmed bin el-Kasım bin ahmed bin Abdillah el-Bağdadi es-Sayrafi (H.495 M.1101). 2) Ebu Galib Muhammed bin el-Hasan bin Ahmed bin el-Hasan el-Bakkıllani (H.500 M.1106). 3) Ebu Muhammed Ca’fer bin ahmed bin el-Hüseyin bin ahmed el-Bağdadi es-Serrac el-Kari el-Edib (H.500 M.1106). 4) Ebu Sa’d Muhammed bin Abdilkerim bin Huşeyş el-Bağdadi (H.502 M.1108). 5) Ebu Bekr Ahmed bin el-Muzaffer bin hüseyin bin Abdillah bin Susen et-Temmar (H.503 M.1109). 6) Ebu’l-Izz Muhammed bin el-Muhtar bin Muhammed bin Abdilvahid bin Abdillah bin el-Müeyyed Billah el-Haşimi el-Abbasi el-Bağdadi (H.508 M.1114). 7) Ebu Osman İsmail bin Muhammed bin Ahmed bin Muhammed bin Ca’fer bin Ebi Said bin Melle el-İsbahani (H.509 M.1115). 8) Ebu’l-Berekat Hibetullah bin el-Mübarek bin Musa el-Bağdadi es-Sekati (H.509 M.1115). 9) Ebu’l-Kasım Ali bin Ahmed bin Muhammed bin Beyan bin er-Rezzaz el-Bağdadi el-Kerhi (H.510 M.1116). 10) Ebu Tahir Abdurrahman bin ahmed bin abdilkadir bin Muhammed bin yusuf bin Muhammed bin Yusuf el-Bağdadi el-Bezzaz (H.511 M.1117). 11) Ebu Talib Abdülkadir bin Muhammed bin Abdilkadir bin Muhammed bin Yusuf el-Bağdadi el-Yusufi bin Ebi Bekr (H.516 m.1122). 12) Ebu’l-Berekat Talha bin ahmed bin Talha bin Ahmed bin el-Hasan bin süleyman bin Badi bin el-Haris bin Kays bin el-Eş’as bin Kays el-Kundi el-Aküli (H.520 M.1126). 13) Ebu Galib Ahmed bin el-İmam Ebi Ali el-Hasan bin ahmed bin Abdillah bin el-Benna el-Bağdadi el-Hanbeli (H.527 M.1132)

Ayrıca Ebu Zekeriyya Yahya bin Ali bin Muhammed bin Hasan bin Bestameş-Şeybani el-Hatib et-Tebrizi’deb de edebiyat okumuştur. Kısa zamanda usul ve furu ve mezhepler konusunda geniş bir bilgi sahibi oldu. Bağdattaki mutasavvıflarla yakın dostluklar kurdu ve Ebü’l-Hayr Muhammed bin Müslim ed-Debbas vasıtasıyla tasavvufa intisab etti. Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri hocası Ebu Said’in kendisine tahsis ettiği Babülerc’deki medresede hadis, tefsir, kıraat, fıkıh ve nahiv gibi ilimleri talebelerine okuttu ve vaaz vermeye başladı. Ancak kısa bir süre sonra bütün bunları bırakarak inzivaye çekildi. Onun bu hareketi şehrin ve insanların sıkıntılarından bir uzaklaşma, Rabbi ve kendisi ile başbaşa kalma arzusu idi.

Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri o günlerdeki duygularını şu şekilde anlatır. “üzerime çok ağırlık geliyordu. Öyle ki bu ağırlık bir dağın üzerine konsa, o dağ çökerdi. Bu ağırlık ne zaman gelse hemen yan tarafım üzerine yyere uzanıp şöyle derdi: “Muhakkak ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Sonra başımı yukarı kaldırırdım ve üzerimden hemen o ağırlık giderdi.

Yine şu cümleler de günlerdeki durumuna anlatan ifadelerdir: “Yine bir gün ruhum çok daralmıştı. Nefsim o ağırlığın altında adeta inliyordu. Ben de dayanamayıp, bu sıkıntıdan bir kurtuluş ve bir rahatlık arzuladım. Bana şöyle denildi:

- Ne istiyorsun?
- Hayatı olmayan bir ölüm ve ölümü olmayan bir hayat istiyorum.
- Hayatı olmayan ölüm ve ölümü olmayan hayat nedi?
- Hayatı olmayan ölümüm halktan, kendi cinsimden ölmemdir ki, ne hayırda ne şerde onları göreyim. Yine bu ölüm nefsimden, hevamdan, irademden, dünya ve ahiret emellerinden ölümümdür ki, bunların hiçbirisinde tekrar yaşatılmayayım, diriltilmeyeyim, var olmayayım. Ölümü olmayan hayata gelince: O, Rabbim’in emriyle, fiilleriyle yaşamamdır ki, o da kendisinde hiçbir varlığımın olmayacağı, bütün varlığımın edebiyyen Hak ile beraber olacağı bir ölümdür.
İşte aklım yettiğinden beri sahib olduğum en güzel istek budur.” Menkıbeye göre, yirmi beş yıl kadar süren bu inziva döneminin sonunda, başka biri yedirmedikçe kendi eliyle hiçbir şey yememeye ahdetmiş, aradan kırk gün geçtiği ve içinden “açım, açım” sesleri geldiği halde olağanüstü bir dayanma gücü göstererek direnmiş ve nihayet bu hali Ebu Said el-Muharrimi’ye malum olmuş ve o da bunu alıp evine götürerek eliyle doyurmuş ve daha sonra da kendisine şeyhlik hırkasını giydirmiştir.
Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri Bağdat’a geldiği zaman mensup olduğu Şafii mezhebini bırakarak mizacına daha uygun gelen Hanbeli mezhebine girmiş, bunla birlikte hayatının sonuna kadar her iki mezhebe göre fetva vermiştir. Rivayete göre bir gün rüyasında Ahmed bin Hanbel Hz.leri, Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.lerinden o sırada zayıf durumda bulunan Hanbeliliği canlandırmasını istemiş, o da Hanbeli mezhebine girerek bütün gücüyle bu mezhebi ihya etmeye çalışmıştır. Yaşadığı dönemde Hanbelilerin imamı olmuş ve bundan dolayı kendisine “Muhyiddin” (dini ihya eden) ünvanı verilmiştir.
Uzun süren inzivadan çıktıktan sonra H.528 M. 1133 yılında tekrar  halka vaaz vermeye başlar. İlk önceleri birkaç kişiye ihitap ediyordu. Fakat kısa süre içerisinde cemaati giderek genişlemiş ve medresesi dar gelmeye başlamıştı. Vaaza başlamasından yedi yıl sonra vaaz meclisini Babülhalbe’deki bir camiye nakletmiştir. Açık havada verdiği vaazlarını dinlemek için yetmiş bin kişinin Bağdat’a geldiği ve arka saflarda bulunanların ön safda bulunanlar kadar sesini rahatlıkla işittikleri rivayet edilir. Karşılaştığı kimseleri hemen etkisi altına aldığı için “Bazullah” (Allah’ın şahini) ve “el-Bazü’l-eşheb” (avını kaçırmayan şahin) ünvanyla da anılan Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.lerine bu ünvan şeyhi Ebü’l-Hayr Muhammed bin Müslim ed-Debbas’ın meclisinde verilmiştir. Vaazları sadece müslümanlar üzerinde değil, gayr-i müslimler üzerinde de son derece etkili olmuştur. Kaynaklarda Yahudi ve hristiyanlardan yüzlerce kişinin onun sohbetlerini dinleyerek müslüman olduğunu ve on birlerce de günahkar müslümanın da tevbe ettiği rivayet edilmektedir.
Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri hayatı boyunca dört kez evlenmiş ve bu evliliklerden 22’si kız, 27’si erkek olmak üzere 49 çocuğu olmuştur. Çocuklarının sayısının çok olması bir bakıma tarikatının yayılmasında önemli rol oynamıştır. Zira çocukları babalarının mirasına sahip çıkmışlar ve onun intişarı için büyük bir çaba sarfetmişlerdir. Çocuklarından bazıları bu uğurda Bağdat’tan çok uzaklara hicret etmiş, bazıları da baba yurdunda kalmışlardır. Çocukları Kadiriyye Tarikatı’nın özellikle Kahire, Şam, Haleb, Vasıt, Hama ve Bağdat havalisinde yayılmasında oldukça önemli rolleri olmuştur. Ayrıca Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.lerinin torunlarından birçok kişi de H.656 M.1258 tarihindeki Moğul istilasında katledilmiştir.
Kadiriyye Tarikatı Piri Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylani Hz.leri uzun ve verimli geçen hayatının son günlerinde ağır bir hastalığa yakalandı. Hastalığı birkaç gün sürdü. H.561 M.16.2.1166 Cumartesi gecesi vefat etti. Sabah onun vefat ettiğini duyan halk cenaze namazını kılmak için akın akın gelmeye başladılar. Cenaze namazına o güne kadar eşi görülmemiş bir kalabalık halk topluluğu iştirak eder. Cenaze namazının imamlığını oğlu Abdülvehhab yapar. Halk o kadar kalabalıktır ki, medresesinin bulunduğu caddeler, sokaklar ve boş yerler dolup taşar, hatta bu izdiham yüzünden cenazesi ancak gece defnedilebilir.
Not: Bu bilgiler Seyyid Osman Ustaoğlu tarafından yayınlanan "Geçmişten Günümüze Tarikatlar ve Silsileleri" adlı eserden alınmıştır.